« Önceki | Sonraki »,

21/2/2008

ARTIK YENİ BLOGUMDAYIM ORAYA BEKLERİM...

lütfen tıklayın:

http://sibelintarifdefteri.blogspot.com/

 

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN AŞKIM



Narin bir gül gibidir yaşam
Hoyrat rüzgarlarla savrulup,
Üzülüp hırpalanan,
Küçük bir mutlulukla bazen,
Tomurcuklanıp coşan.

Bülbül bulursa gülünü,
Mutlu geçirir ömrünü
Bahçe neşeyle dolar,
Düşünmez ne yarını ne dünü.

Dalların hep tomurcuk,
Üstünde bülbül olsun,
Yüzün güneşe dönük,
Bahçen neşeyle dolsun,
Nice yıllara aşkım,
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN.
                                        
                                       Sibel Erzincan

Bugün, benim arkadaşım, meslektaşım, aşkım, 14 yıllık can yoldaşım sevgili eşimin doğum günü. Bu şiir ve bu pasta da onun için... Umarım bu küçük süpriz hoşuna gider,

Seni Çok Seviyoruz Canım, Doğum Günün Kutlu Olsun.



Not: Her ne kadar biraz acele ettiğim için kusurları olsa da yaptığım bu pasta Kuş'un Mutfağı’nın ev sahipliği yaptığı Aşık Eden Tarifler Etkinliğine katılmayı hak etti bence, sizce?..

21/2/2008

MİS GİBİ BEYAZ EKMEK VE SOBELERİM

ARTIK YENİ BLOGUMDAYIM ORAYA BEKLERİM...

http://sibelintarifdefteri.blogspot.com/

 


Yeni blogumun hazırlıkları, çocukların okul telaşı falan derken sobe cevaplarım çok gecikti. Üç arkadaşım beni sobelemiş...Sevgili arkadaşlarım Yaren, Bilun ve Seda’dan geciken cevaplar için özür diliyorum...
Cevaplarıma geçmeden önce Yaren’e söz verdiğim üzere beyaz ekmeğin tarifini veriyorum, bu tarif şimdiye kadar beni hiç utandırmadı, korkmadan deneyebilirsiniz.

Malzemeler;
1 + 1/8 cup su (oda sıcaklığında olacak)
2 yemek kaşığı zeytinyağ
3 cup un (1 cup tam buğday unu +2 cup beyaz un da kullanılabilir)
2 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1+1/4 tatlı kaşığı instant maya

Malzemeler sırayla makineye konur, temel ekmek programında kabuk rengi orta ayarlanarak pişirilir, ev misss gibi ekmek kokutulur, afiyetle yenir. Afiyet olsuuun.
















Gelelim cevaplara, önce Bilun ve Yaren’in sobelerinin cevapları...

Gerçekleşmesini istediğim şeyler...

1. Çocuklarımın başarılı, özgüven sahibi, kendine yetebilen bireyler olarak yetişmeleri.
2. Yeni evimin dekorasyonunun bir an önce ve hayal ettiğim şekliyle tamamlanması.
3. Pastacılık eğitimi almak
4. Yapmaktan zevk aldığım şeylerin işim haline gelmesi, mesela dostlarımı ağırlayabileceğim sıcacık, lezzet kokan bir kafenin sahibesi olmak.

Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim...

  1. Tariflerimin yazılarını tamamlamak,
  2. Koştur koştur aldığım ama henüz okuyamadığım kitaplarımı okumak,
  3. Bilgisayarımın içindekileri (hem evde hem işte) bir düzene sokmak,
  4. Biriken ütüyü bitirmek ki, düşüncesi bile yoruyor,
  5. Her açtığımda biran önce düzenlemeye karar verdiğim çekmecelerimi düzenlemek,
  6. Her tartıya çıkışımda karar verdiğim halde başlayamadığım rejime ve spora başlamak,
  7. Yeni bir puzzle alıp yapmak


Ooooo yazdıkça arkası geliyor, ben hayatı sürekli erteliyormuşum meğer…


Bir daha dünyaya gelmiş olsam , seçme şansım olsa...


1. Daha erken çocuk sahibi olurdum, genç yaşta daha sabırlı oluyor insan.
2. Zamanında hiç istemediğim halde şimdiki aklım olsa tıp veya mikrobiyoloji okurdum.
3. Annemle daha çok vakit geçirir onu daha az üzerdim.
4. Kendi işimi kurardım, ki bunun için hala geç değil…

Şimdi de sevgili Seda’nın sobesine verdiğim cevaplar;

Yapmak isteyip de yapamadıklarım...


1. Fotoğrafçılık kursuna gidip kendi fotoğraf sergimi açmak,
2. Seslendirme eğitimi alıp, özellikle çizgi film seslendirmesi yapmak,
3. Kimsesiz bir çocuğun okumasını sağlamak, belki ilerde bu gerçekleşebilir.


Hayattan keyif aldığım şeyler...


1. Çocuklarımla boğuşup oynamak
2. Hiç rahatsız edilmeden elimde kahvem veya çayımla kitabımı okumak
3. Sinemaya gitmek
4. Görenlerin vereceği tepkileri merak ederek pasta yapıp süslemek
5. Pasta yemek :-)
6. Puzzle yapmak
7. Yeni giysiler satın almak, ama bunu kilo verene kadar erteliyorum :-(
8. Karın yağışını ve balkonuma attığım ekmekleri didikleyen serçeleri seyretmek.
9. Çocuklarımla kartopu oynayıp kardan adam yapmak.
10. Yalnız başıma araba sürerken müziğin sesini açıp avaz avaz şarkı söylemek.



Eh bu kadar yeterli sanırım. Ben kimseyi sobelemiyorum, zaten cevaplarım geciktiği için sobelenmeyen kalmamıştır herhalde…

17/2/2008

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

http://sibelintarifdefteri.blogspot.com/

 

           Merhabalar… İlk merhabanın üzerinden tam dört ay geçmiş...

           Arkadaşımda yediğim pamuk poğaçaların tarifine bakmakla başladı yolculuğum. Birinci tarif, ikinci tarif…derken yorumlara takıldı gözlerim. Ne güzel, ne sıcak mesajlar, bu insanların hepsi birbirini tanıyor herhalde diye düşündüm. Sonra o blogdan bu bloga gezinmeye başladım, tarifler deneyip deneyimlerimi tarif sahipleriyle paylaştım, sorular sordum…

            Bazen keyifle okuduğum yazılarla, bazen denemekten ve tatmaktan büyük keyif aldığım lezzetlerle sihirli bir dünyanın  içine çekildim sanki. Ama daha bilmiyordum blog ne demek ,kim kimi sobelemiş, kim niye mimlenmiş… Nasıl yani yaaa, ne sobesi ne mimi, ne demek bunlarr… Elim sende durumları dolanıyor ortada ama ne içindesin çemberin ne de dışında yer alıyorsun…  

            Sonra bi gün benim de bir blogum olsa, bir türlü derleyip toparlayamadığım, sağda solda birikmiş (ki hala o durumdalar) tariflerimi içinde toplasam, kendim için bir arşiv oluştursam hayalleri kurmaya başladım, ama hayal tabii, anlamam ki ben web sayfasından, blogdan falan … ya ne zeki, ne becerikli kadınlar var bak şakır şakır yazıyorlar…Yok ama, ben kafaya koydum ya bi kere, napıp edip öğrenicem bu işi…

            Uykusuz bir gece kalktım ve godozlama daldım blog alemine ve tabi ki düşünmeden yapılmış her iş gibi yanlış yerden dalış yaptım…Kafa üstü çakılmadım belki ama az da debelenmedim...Tabii başta bu yanlışı fark etmedim, tüm aksiliklerin kendi bilgisizliğimden, kendi beceriksizliğimden kaynaklandığını düşündüm. Tamam tamam… kendi bilgisizliğimden kaynaklanan sıkıntılar da oldu belki ama  onlar fasulyeden, sayılmaz yani…

            O fasulyeleri yemek yaptım şimdi:-)))

            İlk tarifimi yazdım, hani kendi kendine oyalanma durumu… Hiç aklıma gelmiyor…biri benim bloguma gelecek , hele bi de yorum bırakacak, ütopya bunlar…Ana!.. daha yazıyı yayımlar yayımlamaz bir yorum; hoş geldin mesajı…Nası yani yaaa, nerden buldular beni, kim bunlar, nasıl haber alıyorlar, izleniyor muyum yoksa:-O… Fasulye gibi nimetten saydım birden kendimi (nedir ya bu fasulyenin çektiği bi sayılıyo bi sayılmıyo, biri karar versin artık sayacak mıyız saymayacak mıyız…) Nasıl da mutlu ediyormuş insanı bir tek yorum bile. Her gün askerdeki sevdiğinden haber bekleyen bir sevgili gibi heyecanla açtım bilgisayarı, kaç kişi ziyaret etmiş beni, kim ne yazmış diye…

            Zamanla öğrendim bir çok şeyi… yorumlarıyla, sıcacık mesajlarıyla beni yalnız bırakmayan, belki yüzünü bile görmediğim ama gönül bağıyla bağlandığım dostlar edindim…karşılık beklemeden, çıkarsız, en önemlisi paylaşımcı dostluklar edindim. Sevincimi paylaştım, üzüntümde güç aldım, moral buldum. Öyle sıcacık sohbetler yaptık ki adeta sevgi yumağı olduk:-))) Yumucuk blogşörler olduk:-)))) İyi ki varsınız yumucuk blogşörlerim, sizleri çoook seviyorum

            Gidişatına bakıp da bunun veda yazısı olduğunu sanmayın, başlıkta da belirttiğim gibi bu yeni bir başlangıç… Alışkanlıklarından kolay vazgeçemeyen, her şeyin başlangıcında müthiş heyecan yapan ben, yumucuk blogşörlerimden (ay ben çok sevdim bu ismi:-)) Yaren’imin büyük desteği ve de gazıyla blogspot a geçiş yaptım (bu sefer dalış değil, geçiş…). Emeğini zamanını harcayarak yeni bannerimi hazırlayan, detaycılığıma sabırla katlanan Yare’ime ve hep destek tam destek Bilun’uma çok teşekkür ederim.

            Tarif defterimin kabını değiştirdim ama defterim yeni sayfalar eklenerek kalınlaşmaya devam edecek…Tüm yazılar zamanla bir araya gelecek, tarifler değil yazılar diyorum çünkü onlar sadece tarif değil; duygular, yaşananlar, paylaşımlar…Yeni yorumlarınızla, sıcacık mesajlarınızla beni yalnız bırakmayacağınızı biliyorum ve http://sibelintarifdefteri.blogspot.com/ ile size yeniden kocaman bir MERHABA diyorum…

 

 

9/2/2008

PORSELEN DEMLİK ÇAY SAATİ ETKİNLİĞİ-13 ve BALLI KEK

 

           Okulların açılmasına sadece 1 gün kaldıL Oysa bir öğrenci gibi dört gözle beklemiştim yarıyıl tatilini. Neler neler yapacaktım, çocuklarla birlikte ne planlar yapmıştık. Koskocaman iki hafta nasıl da çabucak bitti ve biz ne yazık ki yapmayı hayal ettiğimiz bir çok şeyi     yapmaya fırsat bulamadık. Şimdi yine bir koşturmaca, ödevler, sınavlar, projeler, kurslar…  Tanrııımm..Kabus yeniden başlıyooorrrL

 

            Fırsat bulup yapamadıklarımdan biri de tarifdünyası’nın Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 12 için yaptığı nazik davete katılamamaktı. Kendisinden özür diliyor ve bu karamsar hava içinde lafı daha fazla uzatmadan ev sahipliğini hünerlieller’in  yaptığı P.D.Ç.S 13 için hazırladığım ballı kek’in tarifine geçiyorum.

 

            Bu tarifi kabartma tozu paketinin arkasında görmüştüm (hani şu tarif defterleri arasında kurutulan ama bir türlü fırsat bulup denenemeyen tariflerden) ve hoş bir lezzet olacağını düşünerek denedim…Tarif beni yanıltmadı, özellikle cevizli kek sevenler için denemeye değer bir tarif;

           

            Malzemeler;

  • ½ su bardağı toz şeker
  • ½ su bardağı bal
  • 4 yemek kaşığı su
  • 80 gr. beyaz çikolata
  • 1 su bardağı dövülmüş ceviz
  • 2 yumurta
  • 2 su bardağı un (elenmiş)
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 1 paket kabartma tozu

 

            Şeker, bal ve suyu eriyene kadar karıştırarak pişirin. Ocaktan alıp ufalanmış beyaz çikolatayı ve cevizi ekleyin. Çikolata eriyinceye kadar karıştırıp soğumaya bırakın. Yumurtaları iki dakika kadar çırpıp, ballı karışım, elenmiş un, tarçın ve kabartma tozunu ekleyerek 1 dakika daha çırpın. 180 ◦C ısıtılmış fırında 25-30 dakika pişirin. Afiyet olsuuuuun.

 

6/2/2008

HAMSİ TAVA

 

            Hani demiştim ya, eskiden, yakın çevremde bir yemeği çok güzel yapan biri varsa o yemeği yapma işini ona bırakır ben yeme işini üstlenirdim diye, işte hamsi tava da o yemeklerden biriydi. Anneciğim pek güzel yapardı, balığı çok severdi, hani denizden babam çıksa yerim derler ya, işte annem de onlardandı. Eee ne de olsa Rizeli, kan çekiyormuş işte… Annemi kaybettikten sonra sevgili eniştem aldı tavayı eline. Doğrusu iyi el almış annemden, resimdeki hamsi paluklari da onin eseridur. Laf aramızda sevgili eniştem Mahmut ( nam-ı diğer Mamuk) güzel yemek yapar. Hele bir mercimek çorbası var kiii, nazlanmayı bırakıp tarifini verdiğinde mutlaka yazacağım.

            Neyse lafı uzatmadan hamsi tavanın yapılışına geçelim;

 

            Hamsiler güzelce temizlenir. Zaten artık pek çok yerde temizlenmiş olarak satılıyor. Mısır ununa tuz katarak harmanlanır. Balıklar mısır ununa bulanır ve tavanın genişliğinde bir tabağa kuyrukları ortaya gelecek şekilde dairesel olarak dizilir.

 

            Şekli bozulmadan tavaya kaydırılır. Kuyrukların ortasında kalan boşluktan 2 kaşık ayçiçek yağı dökülür. Bir yüzü kızarınca şekli bozulmadan bir tabak yardımıyla ters çevrilir, diğer yüzü kızartılır ve sıcak sıcak yenir.

            Bana göre balık yerken limon sadece süsleme için kullanılmalı. Ben limonun balığın lezzetini bozduğunu düşünüyorum. Ölçü de vermedim, çünkü bu şekilde istediğiniz miktarda balık pişirilebilir.

            Afiyet olsuuuun.

 

 

 

 

1/2/2008

Ayın Şefi ve MANİL

 

          Ayın şefi etkinliğini gördüğümde tamam dedim, işte fırsat. Ne zamandır zencefilli kurabiye denemek istiyordum; zencefil tamam, antep fıstığı asla hayır diyemeyeceğim lezzetlerden birisi, öyle ki çocukluğumda bir oturuşta 1 kg. taze antep fıstığını mideye indirip sonrasında hastalanmak gibi bir anım bile var. Annem ne zaman antep fıstığı konusu olsa anlatırdı. Eh, mandalina da her şekilde kullanılabilecek bir malzeme, ne duruyosuuun kurabiye yapsana diyen iç sesime kulak verip giriştim;

 

            250 gr. margarin (oda sıcaklığında)

            340 gr. un (üşenmedim ölçtüm)

            80 gr. pudra şekeri

            1 yumurta

            1 paket kabartma tozu

            1 paket vanilya

            1 adet mandalina

            1 çay kaşığı zencefil

 

İçi için;

            100 gr. iç antep fıstığı

            60 gr. beyaz çikolata

            2 yemek kaşığı şeker

            2 yemek kaşığı bal

            2 yemek kaşığı mandalina suyu

 

            Margarini yumurta ile iyice karıştırdım, pudra şekerini, 1 kaşık mandalina suyunu, 1 mandalinanın kabuğunu incecik rendeleyip ilave ettim. Kabartma tozu, vanilya ve zencefili de ilave edip iyice karıştırdım. Son olarak unu eleyerek içine kattım ve özlü bir hamur elde edene kadar yoğurdum. Hamuru bir süre buzdolabında beklettim.

            Bu arada içini hazırlamak için bal, şeker ve mandalina suyunu şeker eriyene kadar ocakta kısık ateşte karıştırdım. Şeker eridikten sonra ocağı kapatıp beyaz çikolatayı içine ufaladım ve çikolata eriyene kadar karıştırdım ve ılınmaya bıraktım.

            Dolaptaki hamuru alıp kurabiye kalıplarıyla şekillendirdim, bazılarının ortasını içi koymak için resimdeki gibi çıkardım, bazılarını ise poğaça yapar gibi içine harçtan koyarak yuvarladım, küçük bohçalar hazırladım. Tam fırınlama aşamasına gelmiştim ki, elektrikler kesildi. Manillerim (mandalina, antep fıstığı, zencefil:-))) yarım saat kadar daha  buzdolabında beklemek zorunda kaldı, artık ümidimi kesmeye başlamıştım ki nihayet elektrikler geldi ve manil pişti. Üzerini süslemek için farklı fikirlerim vardı ama elektriğin gelmesini beklerken hazırladığım iç harcı katılaşmaya başladı ve benim de hevesim iyice kaçtı.

            Sonuçta  güzel oldu ama ben akıl edip yenmeden önce bohça şeklinde olanları resimlemediğim için tek bir fotoğrafa kaldım. Neyse bunca aksilikte buna da şükür. Siz istediğiniz gibi şekillendirip yiyebilirsiniz. Hoş kokulu, lezzetli, tadı gerçekten güzel oldu. Afiyet olsuuuuun.

 

31/1/2008

ŞEKER HAMURLU İLK PASTAM

 

            Yaptım, sonunda ben de yaptımJ Şeker hamuru ile ilk pastamı yaptım, hem deee hazır şeker hamuru değil, kendim yaptımJ

            Bir süredir farklı şeker hamuru tariflerini inceleyip duruyordum, hatta bunun için  taaa İstanbul’a gidip glikoz bile almıştım. Ama glikozla yaptığım ilk denemem, bilmem kullandığım pudra şekerinden bilmem beceriksizliğimden istediğim gibi sonuçlanmamıştı. Tekrar denemeyi hem istiyordum hem de gözüm korkmuştu, ta ki, sevgili Ayşe Yaman’ın blogundaki  marshmallow’lu tarifi görene kadar. Ayşe de yapımının kolay olduğunu söyleyince denemeye karar verdim. Şimdi bana gereken  zaman ve böyle bir zahmete deyecek bir gerekçeydi. E öyle ya, o kadar uğraş didin, sonra otur evde kendi kendine ye, olur mu hiç. Ve o fırsatı da bana,  cumartesi günü sünnet olan Egetos sağladı (Ege’nin aile içindeki lakabı Egetos dur). Egeciğim bana bu fırsatı yaratmak için bayağı bi sıkıntıya katlandıJ Börülcem (görümce lafını sevmediğimden ben börülce diyorum) Çarşamba günkü mevlüt için benden pasta yapmamı isteyince memnuniyetle kabul ettim, zaten o istemeseydi de ben ona teklif edecektim.

            Salı sabahı  Armiş (kendisi börülcem olur) yapacağımı söylediğim pastaya mı inanamadı, yapmış olsa hemen bloguna koyardı diye düşündüğünden mi bilmem blogumu açıp da pastayı göremeyince telaşlanıp telefona sarılmış, hani yapamadıysam başka tatlı alsın diyeJ Armağan’ı yapacağım konusunda ikna edip sakinleştirdikten sonra pastayı nasıl yapacağımı tasarlamaya başladım.

            Aslında aklımda günün anlam ve önemine uygun bir tema vardı. Bunun için çikolatalı marsmallow bile almıştım. Tam da düşündüğüm gibi çikolatalı marshmallow ile zahmetsizce ten renginde bir hamur elde ettim ama düşündüğüm gibi pelerinler içinde, elinde asası, başında şapkasıyla  tahtında oturan bir sünnet çocuğu yapmanın pek de kolay olmadığını fark ettiğimde bozulmadım desem yalan olur. Böyle incelikli bir çalışma için ne yazık ki daha çok tecrübeye ihtiyaç varmış ( duyanda tecrübem var da yeterli değilmiş sanır, dur kızım ya bu daha ilk denemen, havaya girme hemen). Ben de üzeri çiçek kaplı bir pasta yapmaya karar verdim. Kalıpları  kullanarak süslesene pastayı, ne öyle gül mül, yooook olur mu şeytan azapta gerek ve yaklaşık 4 saatlik bir maratona başladım.

            Lafı çok uzattım biliyorum ama bu benim için tarihi bir an, tüm detayları daha sonra hatırlamak istiyorumJ

           

            Şeker hamuru yapmak için temel olarak Ayşe Yaman’ın tarifini kullandım diyebilirim ama ölçüleri kendime göre ayarladım. Pastayı kaplamak için;

   ≈150 gr. marsmallow

1,5 kaşık su

≈200 gr. pudra şekeri (Bağdat marka)

bir çimdik tuz kullandım.

             

            Marshmallow’u  benmari usulü erittim, içine 2 kaşık su ve tuzu kattım. Eridikten sonra ocaktan alıp yavaş yavaş pudra şekerini ilave ederek karıştırdım, ölçüyü yaklaşık olarak verdim, çünkü,  pudra şekerinin miktarı temel olarak istediğimiz hamur kıvamını elde etmeye bağlı. Ele çok yapışmayan homojen bir hamur elde ettiğimizde pudra şekeri ilave etmeyi durdurabilirsiniz. Aynı mantıkla üstünü süsleyeceğim güller için 80-100 gr. kadar beyaz (vanilyalı) marshmallow kullandım. Güller ve yapraklar için hamuru bölüp gıda boyası ile renklendirdim.

            Pastanın kreması için bir çok pastacı kreması tarifini inceledim. Sonunda tariflerin kendime uyan kısımlarını birleştirerek kendi kremamı yaptım;

  • 250 gr. süt
  • 2 yumurta sarısı
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • ½ çay bardağı un
  • 1 dolu tatlı kaşığı mısır nişastası
  • 100 ml. Krema
  • vanilya

 

            Sütü kaynatıp ateşten alıyoruz. Yumurta sarılarını toz şeker ile çırpıp, unu ve nişastayı ekleyip tekrar çırpıyoruz. Karışımı sütün içine yavaş yavaş ekleyerek karıştırıyoruz. Pişmemesi için eklerken hızla karıştırmak önemli. Daha sonra ocakta muhallebi kıvamına gelene kadar pişirip soğumaya bırakıyoruz. Kremayı ayrı bir kapta iyice çırparak soğumuş olan pastacı kremasına ekliyoruz. Pandispanyaların aralarına krema sürüp üzerine meyveleri (ben muz kullandım) dizip damla çikolata serpiyoruz.

 

             Şeker hamuru ile ilk denemem olmasına rağmen doğrusu pastamın görünümü de tadı da mükemmeldi. Eh, kuzguna yavrusu şahin görünürmüş J.

             Hadi bakalım, yiyip tadına bakanlar, yiyemeyip de  resmine bakanlar yorumlarınızı bekliyorum…

 

           

20/1/2008

PORSELEN DEMLİK ÇAY SAATLERİ ETKİNLİĞİ-10 VE GÖKKUŞAĞI KEK

 

           Porselen demlik etkinliği 10’un ev sahipliğini sevgili arkadaşım womentuana (nam-ı diğer lezzet gemisi) üstlenmiş ve sağolsun beni de etkinliğine davet etmiş. Ben etkinlik için yeni bir tarif hazırlamadım, onun yerine arkadaşıma, blogumu açtığımda yazdığım ilk tarif olan gökkuşağı kekimi alıp gitmeye karar verdim. Tembellik ettiğimi sanmayın sakın, bu tarifin benim için yeri çok ayrı, kim ilk tarifini, dolayısıyla ilk yorumları ve ilk merhabayı unutabilir ki. Sevgili womentuana ile tanışmamız da bu tarif ile olmuştu ve güzel arkadaşım o günden itibaren beni yorumları ve sıcak temennileri ile hiç yalnız bırakmadı. Ben de bu yüzden bu tarifi seçtim.Teşekkürler arkadaşım.

            Tarif için buraya tıklayınız. Afiyet olsuuun.

 

18/1/2008

Çin Tavuğu

 

        Ye:30 Dünya Mutfakları etkinliğini gördüğümde senelerdir yaptığım ve severek yediğimiz bu tarifi göndermeye karar verdim, ama ben pişirene kadar etkinliğin son günü geldi çattı. Tarifi, etkinliğin ev  sahibi sevgili Tuba'ya ilettim, artık yetiştim mi, yetişemedim mi hepbirlikte göreceğiz.

 

        Çin tavuğunu çeşit çeşit yapanlar var. Ben bu tarifi 10 sene kadar önce bir aşçıdan almıştım. Tarife gelince;

        Malzemeler:

        1 kg ince tavuk göğsü

        2 yemek kaşığı mısır nişastası

        3 yemek kaşığı sıvı yağ

        1 tatlı kaşığı köri

        4 yemek kaşığı soya sos

        1 adet kabak

        1 adet havuç

        1 yemek kaşığı susam

        1 yumurta akı

        tuz, karabiber

 

       Hazırlanışı;  Tavuk göğsü ince şeritler halinde doğranır. Nişasta, yağ, soya sos, yumurta akı, köri, tuz ve karabiber karıştırılır, bulamaç haline getirilir. Doğranan tavuk göğsü bu karışımın içine konulur karıştırılır ve dinlendirilir. Daha sonra tavuklar kavrulur, tavukların rengi beyazlayınca 1 kaşık susam katılır, kavurmaya devam edilir.

 

        Kabak ve havuç ince uzun rendelenir, tavukların pişmesine yakın ilave edilir ve 5-10 dakika daha kavurulur.

        Afiyet olsuuuuuun.

 

16/1/2008

Mirik Köftesi

            Benim baba tarafım Sivas’lıdır. Bu tarif de rahmetli babaannemin bize yaptığı, çok severek yediğimiz bir yemeğe ait. Babaannem ne zaman istesek yoğurması zahmetli olmasına rağmen bizi kırmaz ve yapardı mirik köftesini. Şimdilerde çocuklarımın da çok severek yedikleri bu yemeği sevgili halam yapıyor bize. Ne yalan söyleyeyim ben henüz  yapmayı denemedim, halacığım her istediğimizde yapıyor, biz de afiyetle yiyoruz.

            Eskiden, yakın çevremde bir yemeği çok güzel yapan biri varsa o yemeği yapma işini ona bırakır ben yeme işini üstlenirdim. Ama annemi kaybettikten sonra artık akıllandım, öğrenmem gerekenleri ertelemiyorum, yarının ne getireceği hiiiç belli olmuyor çünkü.

            İşte bu yüzden ben de halam köfteyi yaparken baş ucuna oturdum, onun göz kararı yatığı köfteyi ölçülendirmeye  çalıştım. Bu arada köftenin adının nerden geldiğini de sordum.

            Mirik köftesi Sivas’a özgü bir yemekmiş. Mirik fakir, yoksul anlamına gelirmiş, bu köfteye de içinde et bulunmadığı için bu isim verilmiş. Doğrusu yoksul olmanın damak zevkinden de yoksun olmayı gerektirmediğine çok iyi bir kanıt bu köfte.

            İşte ailecek büyük bir zevkle yediğimiz mirik köftesinin yapılışı.

 

            Malzemeler;

            ½ kg ince bulgur

            1 büyük soğan

            yoğurt

            2 kaşık salça

            tereyağ

            3 diş sarımsak

            tuz, karabiber

            dereotu

            maydanoz

           2 avuç un (halamı kızdırmamak için elinden alıp ölçemedim ama kıvama göre unu ayarlamak gerekiyor zaten)

 

            Bulgur yıkanır, içine ince doğranmış maydanoz ve dereotu eklenir. Soğan rendelenir, bulgura ilave edilir ve yoğrulur. Arada az su ilave ederek yoğurmaya devam edilir. İki avuç unumuz ilave edilir, biraz daha su ilave edilip yoğurmaya devam edilir (çiğ köfte yapar gibi  yoğrulur da yoğrulur) Hafif vıcık ama şekil verilebilecek kıvama gelince ister misket gibi ister biraz uzunca şekil verilir. 

         Köfteler mantı gibi haşlanır. Tabağa alındıktan sonra üzerine sarmısaklı yoğurt ve tereyağlı salçalı sos ile servis edilir. Afiyetle yenir.

 

sibelin tarif defteri

bigoo.ws


Doktorname ATA Takvim
Blogcu ile yapıldı


gelenekseltatlilarlogo Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
Türkçe - ingilizce Sözlük
ç - ý - ð - ö - þ - ü
Kelime: